Sehriyaran.com||çalışmaya devam ediyoruz


   
 
  Makaleler

Dört işlem tek mevsim 

Ortada kocaman bir soba vardı…
“Soba boyası” renginde…
Önünde üç beş odun…
Duvarda mevsimler tablosu…
Sonbaharla başlıyordu. Yani Eylül’le… Kulağım öğretmende, gözüm resimlerdeydi hep…
Eylül, Ekim ve Kasım yaprakları dökülen ağaçlar…
Aralık, Ocak ve Şubat lapa lapa yağan kar…
Mart, Nisan ve Mayıs rengârenk çiçekler…
Haziran, Temmuz ve Ağustos güneş, deniz ve yelkenli…
Kurşun kalem kokusu, tebeşir tozu ve hademenin elinde sallanan pirinç zil…
Belki çan demeliyim…
Hiç koşuşturmadım koridorlarında okulun ve sesim yankılanmadı duvarlarda.
Dört işlemin bölmesine takılmıştım çünkü…
Ve hep orda kaldım…
Xxx
Bir gün beş ders…
Haftada beş gün okul…
Bir yıl dört mevsim…
İlkokul beş yıl…
Hayat üçe ayrılır…
Çocukluk, gençlik, ihtiyarlık…
Xxx
Bir yıl bitince yenisi başlıyordu ama…
Zaman geçiyor okul bitiyordu…
Çocukluk bitiyordu…
Gençlik bitiyordu…
Hayat bitiyordu.
Bahar geliyordu kıştan sonra…
Sonra yeni bir yıl…
Ama değişiyorduk, her şey değişiyordu ve değişim bitişin adıydı…
Her yeni eskiyi gömüyordu törensiz.
Ve her yeni eskiydi aslında.
Ve her doğum yeni bir ölümün garantisiydi.
Xxx
Hiç koşuşturmadım koridorlarında okulun ve sesim yankılanmadı duvarlarda.
Dört işlemin bölmesine takılmıştım çünkü…
Ve hep orda kaldım…
Bölünen her şey çabuk bitiyordu.
Xxx
Sonra aşk çıkageldi…
Mevsimlerin yeri değişti.
Dört işlem aciz kaldı.
İki kere iki dört etmiyordu mesela…
Kışın terliyordu insan, yazın üşüyordu.
Hayatın koridorlarında koşturmaya başladım. Sesim bulutlarda yankılanıyordu.
Ama…
Matematikten sınıfta kaldım…
Xxx
Bir tek o eski sobayı özlüyorum…
Soba boyası renginde…
O kadar içten yanıyordu ki…
Kesin o da aşıktı…

               

  

Gönül Pınarı
Osman Ünlü
25 Haziran 2007 Pazartesi
osman.unlu@tg.com.tr
“İnsanlar görsün diye yaptım!..”
 

Bir şeyi, olduğunun tersine göstermeye riyâyani gösteriş denir. Riyâ, âhiret amellerini yaparak, âhiret yolunda olduğunu göstererek, dünyâ arzûlarına kavuşmak demektir. Kısaca, dünyâ kazancına dîni âlet etmek, ibâdetlerini göstererek, insanların sevgisini kazanmaktır.
Başkalarının sevgisine ve övmelerine, iltifatlarına kavuşmak için, dünyâ işleri ile, onlara iyilik yapmak, riyâ yani gösteriş olur. İbâdet ile olan riyâ, bundan da dahâ kötüdür. Peygamber efendimiz;
(Başkalarına gösteriş için namâzını güzel kılan, yalnız olduğu zamân böyle kılmayan, Allahü teâlâyı tahkîr etmiş olur) buyurmuştur.
Bir kimse, namazını güzel kılar, rükû ve secdelerini tamam yaparsa, bu namaz sevinir ve nûrlu olur. Melekler, o namazı göğe çıkarır ve o namaz, namazı kılmış olana;
“Sen beni kusurlu olmaktan koruduğun gibi, Allahü teâlâ da, seni muhâfaza etsin” diye iyi duâ eder.
Şayet namaz güzel kılınmazsa, siyah olur. Melekler o namazdan iğrenir ve göğe götürmezler. O namaz, kılmış olana;
“Sen beni zâyi eylediğin, kötü hâle soktuğun gibi, Allahü teâlâ da seni zâyi eylesin” diye kötü duâ eder. Eşbâh’da buyuruluyor ki:

“Hâlis niyyet şarttır!”
“Bir ibâdette sevâb hâsıl olması için, bu ibâdetin sahîh olması şart değildir. Hâlis niyyet edilmesi şarttır. Hâlis niyyet ederek yapılan bir ibâdet, bilmeyerek fâsid olursa, sahîh olmaz. Fakat niyyet edildiği için, çok sevâb hâsıl olur. Meselâ, abdestli olduğunu zannederek, abdestsiz kılınan namâz sahîh olmaz. Fakat, niyyetine karşılık çok sevâb verilir. Necis yani pis olduğunu bilmediği suyu, temiz zannederek, bununla abdest alıp kılınan namâzın şartı noksan olduğu için sahîh olmaz ise de, niyyet mevcût olduğu için sevâb verilir. Şartlarına uygun olduğu için sahîh olan bir namâz, riyâ ile, gösteriş için kılınırsa, sevâb hâsıl olmaz.”
Nimeti göstermek için iyi ve kıymetli giyinmek müstehabtır. Bayramlarda, topluluklarda, güzel, süslü giyinmek mubâhdır. Her zamân böyle giyinmek iyi değildir. Öğünmek için, gösteriş için giyinmek mekrûhtur. Gösteriş için, öğünmek için, nimeti göstermek, cemâl olmaz, kibir olur ve nefsin zayıf, azgın olduğunu gösterir. Gösteriş için namâz kılmak da riyâkârlıktır. Böyle namâz kabûl olmaz. Hadis-i şerifte;
(Dünyâda riyâ ile ibâdet edene, kıyâmet günü, ey kötü insan! Bugün sana sevâb yoktur. Dünyâda kimler için ibâdet ettin ise, sevâblarını onlardan iste denir) buyurulmuştur.
Mansûr bin Ammâr hazretleri şahit olduğu bir hadiseyi şöyle anlatır:
“Benim tanıdığım bir kimse vardı. İbâdetini yapar, geceleri teheccüd namazı kılar, gözünden yaş eksik olmazdı. Epey bir zaman onu görememiştim. Araştırdığımda hasta olduğunu öğrendim ve evine gittim. Evinde perişan bir halde yatıyordu. Yüzü siyahlaşmış, dudakları şişmiş, gözleri masmâvi olmuştu. Kendisine;
-Ey kardeşim! Lâ ilâhe illallah, de. Bunu dilinden bırakma dedim. Gözlerini bana dikip kızgın kızgın baktı. Sonra gene kapattı. Tekrar aynı sözü söyledim ve;
-Eğer Lâ ilâhe illallah demezsen, senin cenâzeni yıkamam, namazını kılmam dedim. Tekrar gözlerini açıp;
-Ey Mansûr, bu Kelime-i tevhîd ile benim arama bir engel kondu, deyince, Lâ havle velâ kuvvete illâ billahil aliyyil azîm, dedim. Sonra ona;
-Ey arkadaş! Sen namaz kılıyordun, oruç tutuyordun, geceleri teheccüd namazı kıldığını söylüyordun ne oldu bu ibâdetlerin? diye sorunca;

“Gösteriş olarak
yapıyordum!”
-Evet bunları yapıyordum. Fakat Allah için değil, insanlar görsün diye, gösteriş olarak yapıyordum. Kendi başıma evime çekilince, kapıyı kapatıp, perdeyi çeker içki içer, Rabbime isyân edip, günâh işlerdim. Bu halde iken, bir hastalığa yakalandım. Rabbime, şifâ ihsân ederse, bir daha günah işlemeyeceğime, ibâdetlerimi de Allah rızâsı için yapacağıma dair söz verdim, tövbe ettim. İyi olunca yine isyâna devam ettim. Bu hâl, birkaç kere tekrar etti. Ama ben her iyi oluşumda yine isyâna devam ettim ve şimdi gördüğün haldeyim ve bana tövbemin de artık kabul edilmeyeceği söyleniyor, dedi.
Bunları anlatınca, ibret ve dehşet içinde yanından ayrıldım. Evinden biraz uzaklaşınca, öldü haberini aldım. Allahü teâlâdan sonumuzu hayır eylemesini dileriz. Nice kimseler çok namaz kılıp, oruç tuttuğu halde şeytana ve nefsine uyup sapıtmıştır!”
Netice olarak ibâdet, Allahü teâlânın rızâsına kavuşmak için yapılır. Başkasının muhabbetine, ihsânına kavuşmak için yapılan ibâdet, ona tapınmak olur. Allahü teâlâya ihlâs ile ibâdet etmemiz emrolundu. Peygamber efendimizin buyurduğu gibi:
(Allahü teâlâ buyuruyor ki, benim şerîkim, ortağım yoktur. Başkasını bana şerîk eden, sevâblarını ondan istesin. İbâdetlerinizi ihlâs ile yapınız! Allahü teâlâ, ihlâs ile yapılan amelleri kabûl eder.)

                                          

 TÜRKİYEGAZETESİ.COM

Saat
 
Reklam
 
GÜNÜN SÖZÜ
 
"Hayat, hayaldir"
Bir beyt;
 

Bir şiir;
 
AZRAİL BAŞINA GELDİĞİ ZAMAN

Azrail başına geldiği zaman
Kırılır ayaklar kol yavaş yavaş
Mevlam nasip etsin din ile iman
Akar gözlerinden sel yavaş yavaş

Yüksek uçan gönül yorur bir gün
Ölçü terazisi kurulur bir gün
Herkesin yaptığı sorulur bir gün
Döner mi ya rabbim dil yavaş yavaş

Kabrin üzerine dikerler taşı
Bir avuç toprağa koyarsın başı
Baba oğlun görmez kardeş kardeşi
Gider geri dönmez yol yavaş yavaş

Kafurlu ılık suyu koyorlar
O nazlı bedenin tekmil soyarlar
Öldüğünü konu komşu duyarlar
Gider geri ahbaplar yavaş yavaş

BAND
 

Sehr-i yaran İstanbul:: Yeni Yüzümüz::::





 
Bugün 1 ziyaretçi (5 klik) kişi burdaydı!
=> Sen de ücretsiz bir internet sitesi kurmak ister misin? O zaman burayı tıkla! <=

Web Stats Submit Your Site To The Web's Top 50 Search Engines for Free!